Erzurum – Karaçoban Çokreş ( Erenler ) köyü
Şeyh İbrahim Çokreşi Hazretleri, Abdurrahmani Mollakenti ve Safiye Hanım’dan 1838 (?) yılında dünyaya teşrif etmiştir. Beş kardeşin en büyüğüdür. İlim tahsilini babasından almış, ara sıra civar medreselere giderek tahsiline devam etmiştir. 17-18 yaşlarındayken Muş’un bir köyünde okuduğu zaman Sıbgetullahi Arvasi hazretleri irşada çıkıyor ve o köye kadar geliyor. O köyde bulunan Şeyh İbrahim Çokreşi hazretleri ve kardeşi Şeyh Halil Çokreşi Efendi ile birlikte Gavs hazretlerine intisap ediyorlar. Gavs Hazretleri ertesi gün geri dönmek için emir verir.
Etrafındaki müritleri irşat faaliyetinin kısalığına şaşırırlar. Müritlerden birisi Gavs hazretlerine sorar. ‘Efendim! İstediğimiz gibi bir irşat olmadı, sizde çok keyiflisiniz bunun hikmeti nedir acaba?’ cevaben der ki ‘‘Gördüğünüz o sarışın ve yeşil gözlü genç, hocamın oğludur. Bu memleketin inşallah kilidinin anahtarıdır. Biz bu anahtarı aldığımız için keyifliyiz o genç bizim için büyük bir umuttur.”
Zahiri ilmini bitirir bitirmez daha ömrünün baharındayken manevi ilimlerde ilerlemek için zahiri ilimlerde icazet aldığı gibi manevi ilimlerde icazet almak için Hizan’ın yolunu tutar ve Gavs hazretlerinin Tasavvuf ilminde talebesi olur. Babası Abdurrahman’ı Mollakenti’nin talebesi olan Şeyh Halid Oleki ve Şeyh Abdurrahmanı Taği Hazretleri ile beraber, onlardan yaşça çok küçük olduğu halde aynı rahlede ders almaya başlar. Zahiri ilimlerde icazetini muhterem babasından manevi yani tasavvufi icazetini ise Gavs’ın vefatından sonra, Gavs hazretlerinin yanındayken ders arkadaşı olan Şeyh Abdurrahmanı Taği hazretlerinden almıştır.
Henüz ömrünün baharında büyük keşif ve keramete mazhar olmasıyla ünlenmiş, üstadının yakın ilgisine mazhar olmuştur. Üstadı kendisinden sohbetlerini ve işaretlerini kaleme almasını istemiş, diğer talebelerini sohbetlerini yazmaktan menetmiştir. Onun kaleme aldığı kitap, üstadının sohbetleri ve işaretlerinin yanı sıra Gavs hazretlerinin ve Seyyid Taha’nın da nüktelerini içermesiyle üstadının ailesi ve müntesipleri arasın da haklı bir ilgi ve payeye ulaşmıştır.
Çokreş’e yerleşmesi
Çokreşiye (Erenelere) Bulanığ’ın Mollakork köyünden İmam, Müdderis aynı zamanda yörenin mürşidi olarak, üstadı tarafından görevlendirilip gönderilmiştir. Çokreşi’ye gönderilmesi şöyle olmuştur. Piri Taği hazretleri Bulanık, Hınıs, Karayazı, Tekman, Tutak yöresine irşada çıktığı zaman hepsinde İbrahim Efendi’yi beraberinde götürmüştür.
Yöredeki insanların hem dikkatlerini üzerine çekmiş hem de teveccühlerini kazanmış, bu insanlar Taği hazretlerine: ”Sizin devamlı gelip gitmeniz mümkün olmadığından bizler sohbetlerinizden irşadınızdan uzak kalıyoruz. Bölgemize İbrahim Efendi’yi görevlendir’ ‘diye rica ediyorlar. Taği hazretleri İbrahim Efendi’yi kendinden uzaklaştırmaya çok razı değilse de manevi eğitimini uygulaması gerektiği düşüncesiyle razı oluyor. Şeyh İbrahim Çokreşi (Erenler) köyü ahalisinin bir bütün olarak üstadına bağlandığını görünce burada kalmaya karar verir.
Büyük üstat ‘Ey ahali! Şunubilin ki Molla İbrahim bir vücudun ayrılmaz giyeceği olan iç fanilası kadar yakın onsuz olmaz bir yol arkadaşıdır. Ama mesele dinimiz ve irşat olduğu için zaten dünyaya bunun için gelmemiş miyiz? Sabırla metanetle karşılarız İnşallah bunun karşı lığını maddi ve manevi olarak alırız.’.Öyle de olmuştur. Böylece Çokreşi’ye yerleşir.
İlim ve irfan yuvası olan Çokreşi (Erenler) köyü Erzurum ili Karaçoban ilçesine bağlı kuzeyinde bulunan 100 hanelik bir köydür. Daha önceden anı ve sanı bilinmeyen sıradan bir köy olan Çokreşi’de Molla İbrahim (k.s) sayesinde medrese açılmış o medresede büyük alimler yetişmiştir. Aynı zamanda açılan dergahta tasavvufi ilimler tedrisatına başlanmıştır. Onun için Çokreşiye (menbeul ilim Yel irfan) yani ilim ve irfan pınarı adı verilmiştir.
Burada zahiri ve batini ilimlerde, memlekete yararlı insanlar yetiştirilmiştir. Daha önce bilinmeyen Çokreşi Şeyh İbrahim ile şerefyap olduktan sonra memleketin büyük yerleri arasında yer almıştır. Buhara, Hemedan, Kasr-ı Arifan, Serhend, Delhi, Şam, Nehri, Ğayda ve Norşin in altınsilsilesine takıldı ğı için onlar gibi meşhur olmuştur. Çünkü denilmiş ki “şeref’ül mekanı bil mekin” O günden bu bugüne onun himmetiyle aynı yola devam edilmektedir.
Şeyh Fethullah Verkanisi (k.s.) buyuruyor:
‘O yaşadığı sürece Abdurrahmani Taği’nin muhabbeti ve manevi nazarı hepimizin toplamı kadar onun üzerindeydi. Onun vefatından sonra benim üzerime döndüğünü müşahede ettiın.
Kendisine sormuşlar ‘Neden siz ona mektup yazdığınızda bir müridin üstadına yazdığı adapla diğer arkadaşlarınıza yazdığınızda mürşidin talebesine yazdığı şekilde yazıyorsunuz?’ Cevap; zaten anladığınız gibi olduğundan öyle yazılmıştır.
Vefatından sonra kendisi için şu ifade ittifakla söylenmiştir: Başkasının 70-80 yaşına kadar çabalayıp başaramadıkları kemalatı ve daha fazlasını 33-35 yıl gibi kısa bir ömre Allah’ın izniyle sığdırması bu mazhariyetin kesbi olmaktan çok vehbi olduğu düşüncesi arkadaşları arasında. hasıl olmuştur.
Askerlik muafiyeti için düzenlenen bilgi imtihanda gösterdiği üstün başarıdan dolayı bütün heyetin takdirini kazanmış ve beraberinde götürdüğü küçük kardeşi Şeyh Halil Efendi’yi onun ilmi hatırı için küçük bir soru ile geçiştiriyorlar.
Zahiri ilimlerde o zamanda emsali ender bulunan küçük kardeşi, büyük alim Şeyh Es’ad’a sormuşlar: ‘Ilimde siz mi iyiydiniz yoksa ağabeyi niz mi?.’ ‘Ben onun ilminin üçte birisi kadar alim olsam şükrederim tasavvuf tarafı ağır bastığı için zahiri ilmi fazla iştihar bulunamıştır. Hz. Peygamber (sav)’e aşkını, üstadına olan bağlılığını, tevazu ve mahviyeti- ni, ihlas ve samimiyetini gösteren farklı uzunlukta dört şiiri vardır.
Kişisel faziletleri ve bazı menkıbeleri:
– O bir peygamber aşığıydı. Bunu yazdığı şiirlerle de dile getirmiştir.
– Cesaret ve Kararlılığı
Çokreşi’ye yakın bir köy , Şevişan aşiretinin ağalarından biri diyor ki : ‘bu Çokreşiye gelen yeni imam kim ki o benden habersiz cami ve çeşme yapıyor. Gidin o imama söyleyin pılını pırtısını toplasın, geldiği yere dönsün.’ Adamları köye geliyor köylülere imam nerde diye soruyor onlar da çeşmenin yapıldığı yerde diyorlar. Gelip bakıyorlar ki ayakları ve kollarını sıvamış çamur içinde çalışıyor. Gelen elçiler konuşmaya başlı yor Şeyh İbrahim belini doğrultuyor, parmaklarını uzatarak: ‘Gidin söyleyin ağanıza rahat durmazsa iki parmağımı gözüne sokarım.’ Elçi dönüyor köyüne bir bakıyor ki ağanın evinin etrafında kalabalık var. Sebebini sorduklarında ağanın gözleri ağrıyor ve görmüyor. Ağa çamurda çalışan genç bir hocanın iki parmağını gözüne soktuğunu görür ve gözü görmez olur. Elçiler durumu bildirince hemen iki oğlunu ata bindirir acele özür dilemeye gönderir. Hoca durumu dinledikten sonra ‘Bu çamurdan götürün gözünün üzerine koyun bir daha böyle bir hata işleme sin’ der. Emri yerine getirdiklerinde ağanın gözleri iyileşir. Emrine itaatkar olur.
Dini Konulardaki Gayreti
Bir seferinde Pir-i Taği ile beraber tutak tarafına irşada giderken kış mevsimi Sipkan aşireti reislerinden birisi ‘Ben bu şeyhi denemek için gusülsüz karşılamaya gideceğim der.’ Pir-i Taği hazretleriyle görüştükten sonra Murat Nehri tam buz tutmuş herkes atlarıyla üzerinden geçerken aniden ağanın atının altındaki o kalın buz kırılır ağa atı ile beraber o su- yun içine gömülür ve bağırırlar. ‘Ağa boğuldu!’ diye. Bu esnada Molla İbrahim der ki: ‘Korkmayın o guslünü aldıktan sonra kendiliğinden çı kar’ Bakarlar ki düştüğü yerden suyun üstüne çıkmaya başladı. Hemen tövbe eder.
Seyda Şeyh İbrahim hazretleri 1881 yılında genç yaşta Çokreşi (Erenler) Köyü’nde vefat etmiş ve burada defnedilmiştir.
Mezar kitabesinde:
1297, Huve’l-Baki, celle celaluhu,
MerkaduFaiki’l-Akrani’n-Nakşı,
Hazreti eş-Şeyh İbrahim el-Farukiel-Çokreşi,
137 Nevverehullahubihurmeti’l-Fatiha.





