Şeyh Bahauddin Efendi, Şeyh Ali Septi’nin torunu200, Şeyh Mahmud Fevzi Efendinin oğlu ve Şeyh Said’in ağabeyidir. Zamanının önemli âlimlerinden olup Hınıs müftülüğü yapmıştır.
1920’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın etkisiyle yayınlanan, Mustafa Sabri Efendi‘nin kaleme aldığı Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi tarafından ilan edilen Kuva-yı Milliye’cilerin öldürülmelerinin günah sayılmayıp dînen caiz ve vazife sayıldığını duyuran fetvasına karşı Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi tarafından yazılıp 153 müftü tarafından imzalanıp ilan edilen fetvada ‘el-müfti bi- medineti hınıs: şeyh bahâeddin’ olarak yer alır.
Şeyh Bahaeddin kıyam fikrine karşı soğuk durur. Ancak belirgin bir muhalefette bulunmak yerine evinde durmayı tercih eder. Şeyh Said kıyam hazırlıkları için Hınıs’tan ayrılırken kardeşine, askerinin ve gerekli mühimmatının olmadığını, dolayısıyla biraz daha ihtiyatlı davranması gerektiğini söylediğinde, Şeyh Said Efendi, “Allah (cc) bana kıyamet gününde bu kadar zengindin, ilmin vardı, sen bunlarla ne yaptın dediğinde ne cevap vereceğim”, diyerek karşılık verir. Şeyh Said çalışmalara başladığında Bahauddin Efendi Hınıs’ta kalır. Adeti olduğu üzere her ikindi namazından sonra pencere kenarında Kur’an-ı Kerim okuyup dua eder. Bu haldeyken bir gün şehid edilir (1925). Kanı Kur’an’ın üzerine dökülür.
Anlatılır ki, Şeyh Bahaeddin Efendi şehid edilmeden önce rüyasında Hz. Osman’ı görür ve sabah evinin camı köşesinde Kur’an-ı Kerim okurken bir asker kurşunu ile Kur’an üzerine şehid olur. Şeyh Bahaeddin Efendinin kıyam hareketinde aktif müdahil olmamasının sebebi Şeyh Said Efendidir. Bunun amacı sadece medreselerin, ilim ve şeyhlik silsilesinin devamını sağlamaktır. Eğer kıyam hareketi başarısızlıkla sonuçlanırsa ve geri dönen olmazsa medreselerde ders verecek alim kalmayacaktır. Çünkü Şeyh Ali Sebti ailesinde en alim kişilerden biri Şeyh Bahaeddin Efendi’dir. Hem Hınıs Müftülüğünü yapmıştır hem de 500’e yakın olan Palevi ekolü medreselerinin Merkez Medresesi baş müderrisidir.
Şeyh Said’in torunu olan Abdülmelik Fırat (1934-2009) 11. Dönem Erzurum Milletvekilliği (DP) ve 19. Dönem Erzurum Milletvekilliği (DYP)’nde bulunur. 2002 yılında Hak ve Özgürlükler Partisini kurmuş ve Onursal Başkanlığını yapar. Diyarbakır Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu mezunudur. Babası Şeyh Şahabettin, Şeyh Said’in yeğeni idi ve aynı zamanda onun kızı Ayşan Hanım ile evliydi. 1925’deki isyanın ardından Şeyh Sait ve pek çok yakını idam edilir. Ailenin hayatta olan mensupları da sürgüne gönderilirler. Ve ancak, 1929’un Mart ayında Takrir-i Sükun Kanunu’nun kaldırılmasıyla memleketlerine geri dönerler. Ne var ki, topraklarına el konulmuştur. Tekrar gidip yerleşmelerine izin verilmiş, fakat araziler resmen verilmemiştir. Bu arada Soyadı Kanunu çıkarılmış, Şeyh Said ailesinin bir kısmına sürgünde Fırat soyadı verilmiştir. Ancak Aile 1935’de ikinci kez sürgüne tabi tutulur.
Çok partili dönemin başlaması ile Fırat ailesi birkaç günlük yolculuğun ardından Hınıs’ın Kolhisar köyüne dönerler. İlk kez
1957’de yedi yıl yaşını büyüterek DP Erzurum milletvekili olur. 27 Mayıs Darbesi’nde tutuklanan yaklaşık 500 kişinin içinde en gencidir. 1,5 yıla yakın Yassıada’da kalır. Yargılama sonucu önce idam cezasına çarptırılır, daha sonra cezası hapis cezasına çevrilir ve 1,5 sene Kayseri Cezaevinde kalır.
1991’de Erzurum’dan DYP milletvekili seçilir, ancak daha sonra hükümetin Kürt politikasıyla ters düşerek istifa eder. Bir ara RP’den ihraç edilen Hasan Mezarcı ile yeni bir parti kuruluşuna çalışır, sonuç alamaz. Bilahare Yeni Demokrasi Hareketi ile temas kurar. Hak ve Özgürlükler Partisi’ni kurar.
Kürtçe ve Türkçe’nin yanı sıra Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca da konuşan Fırat, TBMM’nin en çok yabancı dil bilen üyelerindendir. HAKPAR onursal başkanlığı yapmıştır.
Abdülmelik Fırat ilçenin Kolhisar Mahallesi’nde bulunan aile kabristanına defnedilir.
Kaynak ;Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma
