Erzurum – Karaçoban – Çokreş (Erenler köyü )
Şeyh Abdurrahman Çokreşi Hazretleri 1875 yılında, Çokreşi (Erenler) Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Şeyh İbrahim el Çokreşidir. Annesi Muş ilinin Kot Köyü’nün imamı olan Molla Ali Kebiri Efendi’nin kızı Züleyha Hanımdır. Züleyha Hanım’ın babası Molla Ali Küfrevi Hazretlerin halifesidır.
Züleyha Hanım zamanın saliha ve alime hanımlarındandır. Öyle bir Saliha ki tasavvufi derslerinin hepsini tamamladığı için Pir-i Taği Hazretleri bir gün icazete liyakati olanların derecesine çıktığı için icazet verilmesi lazım demiş. Şeyh Fethullah-i Verkanisi Hazretleri Pir-i Taği’ye ‘Kurban’ demiş ‘saadatı kiram zamanında böyle bir şey olmadığı için tarikatımızda bid’at sayılabilir.’ Taği Hazretleri bunun üzerine vazgeçer. O zamanın Rabia-yı adeviyesi olan Züleyha Hanım keramet sahibi Saliha bir hanımdır.
Böyle bir ana ve babadan olan Şeyh Abdurrahman elbette ki Piri Taği Hazretlerinin müjdeli kerametine mazhar olur. Şöyle ki: Piri Taği Hazretleri Seyda köprüsü adı ile meşhur köprüyü inşa ederken, o yörede köprünün yanında her halifesine mahsus birer küçük kol yaptır mış, herkes ailesi ile oraya yerleşmiştir.
Bir gün Şeyh Abdurrahman’ın kayıp olduğu söylentisi çıkar. Herkes onu bulmak için aramaya çıkar Pir-i Taği Hazretleri onu yukardan akan bir su üzerinde oturup zikrettiğini görür, meğer ki akarsuyun zikrine uyarak zikir ediyormuş. Pir-i Taği Hazretleri onun kolundan tutar kaldırıp getirir. Bulunduğuna dair herkese haber verir. Herkesin içinde “Ey Molla İbrahim benim bu oğluma sahip çıkın, onun büyük halleri var, ilerde inşallah büyük bir insan olur.” Babası Şeyh İbrahim Efendi vefat ettiği sırada küçük yaşta yetim kalır.
Amcası Şeyh Halil Efendi‘nin terbiyesinde, Şeyh Es’ad Efendi’nin rahleyi tedrisatında büyür. ilmi zahirideki icazetini ondan alır. Şeyh Halil Efendi bir gün Şeyh Es’ad Efendi’ye “zamanın geldi. Süluka başla” diyor. “Eğer başlamazsan yeğenim Molla Abdurrahman bu genç yaşta tam müsaittir. Yağı, fitili konulmuş, ateş bekleyen çıra gibi bu işe hazırdır.” Kıyamıyorum, Şeyh Halil Efendi’nin vefatından sonra amcası Şeyh Es’ad Efendi’nin elinden tutmak ister Şeyh Es’ad Efendi “Ben seni Norşin’e gönderiyorum. Pir-i Taği’nin oğlu Hazret sana sahip çıkar. Bunun üzerine Norşin’e gider. Şeyh Ziyaeddin Hazretlerinin manevi elinden tutar. O arada Piri Taği hazretleri’nin. oğlu Şeyh Ziyaeddin’in kardeşi Şeyh Muhammed Sait ile Şeyh Abdurrahman arasındaki kardeşlik bağı, Şeyh İbrahim Efendi’ye olan muhabbetinden dolayı kurulmuştur. Herkes gibi Hazret de bu bağı bilir ve takdir eder.
Bir gece Seyda Hazretleri Norşin de sülukte (İrşad)iken şehit Şeyh Muhammed Sait bir rüya görür. Rüyadan ayıldıktan sonra Hazret’in odasının kapısını çalar. O zaman teheccüd vaktidir ve üstat ibadetle meşgul dur. Şeyh seslenir “Ey Medine bak kimdir? “Efendim Şeyh Muhammed Sait’tir.” Hayırdır? Şeyh Muhammet Sait “Ben Molla Abdurrahman’ın kardeşliğinden çıkıyorum haberin olsun.” Hazret neden diye sorar. Diyor ki: “Rüyamda bir dere kenarında bütün sofilerin bir işle meşgul olduğunu, Molla Abdurrahman’ın derenin ağzında boş oturup ayağını salladığını gördüm. Ayıldıktan sonra zan ediyorum ki bir işe yaramıyor, kardeşlik umudumun suya düştüğünü anlayınca divana gidip kendisine kardeşliğinden ayrıldığımı söyledim. Burada da sana haber vermeye geldim. Hazret (k.s) “Aslında şimdi tam kardeşi olman lazım, çünkü sen bize büyük bir müjde verdin.” Ne müj- desi? der. Hazret de Molla Abdurrahman’ın vazifelerinin bittiğini icazetinin verilmesi zamanının geldiğini, hanımı Medine Hanım’a diyor ki “varsa bir kete getir Şeyh Muhammed Sait’e ver götürüp Molla Abdurrahrnan’la beraber yesin. Bunun üzerine Şeyh Muhammed Sait gider divanın kapısını açar der ki: “Cemaat ben yine Molla Abdurrahman’nın kardeşliğine dönüyorum.” Şeyh Abdurrahman: “Bir kete yedirsen olmaz.” Demiş. Şeyh M.Sait “Hem işin bitmiş müjdesini alıyorsun hemde kerametini gösteriyorsun, zaten kete elimde ebetteki keteyle geldim. Hem de Hazret’in emri ile getirdim.
Molla Yahya Hazretleri anlatıyor: Seferberlikte Rusların memleketimizi istilası sırasında Şeyh Abdurrahman Hazretleri bir kısım köylü ve akrabasını yanına alarak Isparta ilinin Eğridir ilçesinin İslam Köy’ünde yerleşiyorlar. Arasıra yakında ki Atabey’e (Ağraz) gidiyorlarmış. Birgün Atabeyden İslamköyüne dönerlerken yol arkadaşı ve müridi olan Molla Mustafa ile beraber yol üzerinde bulunan bir suyun yanında abdest tazelemek ve istirahat etmek için iniyorlar. İstirahat ederken bir şahsın ilahiler söyleyerek onlara doğru geldiğini görüyorlar. Selam ve merhabadan sonra: Şahıs “Sizin kıyafetinizden hoca olduğunuzu anlıyorum” der. Doğrudur derler. “Ben de şu kasabada oturan Abdurrahman Hocayım Sizi sevdim buyurun bana misafir olun” der. Seyda Hazretleri, “Biz epey mesafe aldık dönmeyelim bir daha ki sefere inşallah size misafir oluruz.” deyip ayrılıyorlar. Ondan sonraki hafta Molla Mustafa ve amcası Şeyh Es’ad Efendi‘nin oğlu merhum Molla Bedrettin: ile beraber Abdurrahman Hoca‘ya misafir oluyorlar. Abdurrahman Hoca Seyda’nın ilmi derecesini anlamak için Kadı Beyzavi tefsirinden bazı sorular yöneltmek ister. Molla Bedrettin: “O soruları bana sorun, ben onun talebesiyim. Ben cevap veremezsem ona sorabilirsiniz.” der. Abdurrahman Hoca zeki ve alim bir kişi olan Molla Bedrettin’in verdiği cevaplan. hayran kalır ve der ki: “Talebe buysa hoca nasıldır acaba!”Onlara karşı hürmet ve sevgisi daha da artar. İki gün kaldıktan sonra yolcu oldukları zaman oradaki medrese müderrisi olan Süleyman Efendi’nin medresesinin kapısından geçerlerken Süleyman Efendi damadı oları Abdurrahman Hocaya: Misafirlerin midir onlar tanıyamadım.” der. Damadı “Doğudan gelen muhacir alim insanlar” Süleyman Efendi “Peki, madem öyle, neden bana haber vermedin sofranızı mı dar ederdim . ‘ diye sitem ediyor . Doğu kelimesini duyan Süleyman Efendi heyecanlanır ve Lütfen benim de bir kahvemi için öyle gidin.” diyor. Neden heyecanlı çünkü hep bir mürşit arıyordu.
Meşhur olmuş bazı kerametlerini zikretmekte fayda görüyoruz:
– Memleketimizin tanınmış ağalarından kolağası oğlu Kerem Ağa’nın İran’da öldürülmesinin ertesi sabahı divana geldiğinde ‘Bu gece galiba Kerem Ağa ölmüştür. Fakir ve talebeleri toplayın parası benden olmak üzere ıskat devrini yapın.’ der ve gerçekten bir hafta sonra gelen havadisler olayı doğrulamıştır.
_ İsyandan sonra memleketimizde zorbalıkla terör estiren ve tuttuğu muhbirlerle milleti ihbar ettiren Yüzbaşı Deli Kemal , kendı muhbiri olan İbo Komlu Ahmet’e: “Bu gün artık senin Şeyhi’nin sonu geldi oraya gideceğiz haydi Çokreşi’ye…” Askerleri ile beraber Çokreşi’yi bastığı zaman Seyda Hazretleri divanın kapısındaki yerinde oturuyormuş. Hışımla gelen Deli Kemal Seyda’yı görür görmez atından derhal iniyor. Ahmet: “Ne oldu” diyor. O: “Bizim bu şeyhle işimiz yok. Şeyhin her iki omzunda iki aslan görüyorum.” diyerek askerlere çekilme emri veriyor. Kendisi de Seyda’yı ziyaret eder etmez geri dönmek istiyor. Seyda Hazretleri ne kadar ısrar ediyor ise de, komutan “Biz gideceğiz askerlere biraz ekmek verin. Döneceğiz” diyor. O halin korkusundan Seyda’run ya- nında bile duramıyor. Bunlar denizden birer katre olarak zikir edildi anlayana bir işaret bile yeter.
Mezun ettiği, izin verdiği onlarca alim ve müritten mevcut bunlardan ikisi mübarek, Kinikarlı Şeyh Abdülkerim Efendi diğeri, Molla Yahya Efendi’dir. Şeyh Abdurrahman Efendi 54 yaşında (1929) Çokreşi de vefat etmiştir. Kabri Çokreşi’de(Erenler) babası Şeyh İbrahim Efendi’nin kabri yanında olup beraber ziyaret edilmektedir.
Mezar kitabesinde:
Şeyh Abdurrahman el-Faruki el-Çokreşi: Rumi: 1345,
Huve’l-Baki, celleşe’nuhu. Allahummenevvirmezare’l-Murebbi es-Samedanı, Eş-Şeyh Abdurrahman el-Faruki es-Sani
Bi hürmeti sureti’l-Fatiha.138
Kabri nur makamı cennet olsun
Kaynaklar. ; Erzurum’un Kandilleri , Abdurrahman Türk , Arısanat yayınları





