Erzurum – Narman – Keğani (Mahmutçavuş ) köyünde
Hafız Mustafa Efendi (1876-1949), Erzurum – Narman ilçesine yedi km. mesafede bulunan ve eski ismi Keğani olan Mahmutçavuş köyünde dünyaya gelir. Babası Molla İbrahim, annesi Esma hanımdır. Kabilesine “Abaağagil” denir. Halk arasında “Keğanili Hafız Hoca” veya “Kara Hafız” olarak tanınır. Hafızi ilk tahsilini köyünde yapar. Dokuz yaşında hıfzını tamamlayarak mükemmel bir hafız olur. Daha sonra Yunus Hoca’dan Arapça, Sarf, Nahiv dersleri alır. Erzurum’a gider. Kurşunlu Camii medreselerinde, devrin müderrislerinden Hacı Süleyman Efendiden ders alır. Metin, usul ve füruata ait kitaplardan gözünü kesmez. Daima çalışır. Farsça’yı öğrenir.
“İlim tahsiline uğradı yolum
Ruz-şeb sa’y eyle çalış ey kulum
Tevfik kapusuna kavuştu yolum
Gönül şad olarak payidar oldu”
1896 yılında babası vefat edip, ailenin geçim sıkıntısı ortaya çıkınca hocasının tavassutu ile, bir yıl boyunca Erzurum’a yakın bir köyde imamlık görevini yürütür. Bu süreç içerisinde derslerine devam eder. Nihayet yedi yıl süren tahsilini tamamlamış olur. Daha sonra Hafızi, Erzurum’un çeşitli ilçelerinde hocalık yapar, yüzlerce talebe yetiştirir. Horasan’a giderek imamlığa başlar.
1914 yılına kadar bu köyde hem imamlık hem de muallimlik görevini yürütür. Birinci Dünya Harbi başlayınca kendi köyü olan Keğani’ye döner. Ama sıkıntılı günler başlamıştır. Bir taraftan evin geçim durumu diğer taraftan harbin vermiş olduğu sıkıntı, bir yandan da Ruslar’a esir düşen ve bir daha da dönmeyen kardeşi Mehmet’in acısı onu yakar, kavurur. Fakat yine de metanetini kaybetmez. Çevresine ışık tutmaya devam eder.
Hafızi Erzurum’un Alipaşa Mahallesinde oturmakta olan emekli tabur imamı Muhammet Nuri (Erener) Serçemevi Hazretlerine giderek onun tarikatına intisap eder. Muhammet Nuri Efendi ise Nakşibendi tarikatının Şeyh Abdurrahman Taği hazretleri. cihetinden Hacı Ahmet Taşkesenli’nin halifesidir. Hafız Hoca buraya olan intisabını gizli tutar. Hatta yirmi beş yıl boyunca hanımına bile söylemez. Ancak belli bir manevi dereceye ulaştıktan sonra -istemeyerek- kendini açığa vurur. 1932 yılına kadar süren bu tasavvufi çalışmalar neticesinde, İmam Muhammet Nuri Efendi Hafızi’yi çağırarak kendisine Hacı Ahmet Taşkesen’den aldığı icazetnameyi -kendi hattıyla yazmıştır- takdim eder. Böylece Hafız Hoca halife olarak, tarikatının şeyhi durumundadır. Böylece etrafındaki insanları manen irşatla görevlendirilmiş olur.
Hafız Hoca, 1914-1923 yılları arasında talebeler yetiştirmiştir. Bunlardan Mehmet Altınok, Paşa Temiz ve Taştan Polat adlı talebeleri ve daha birçokları hafız olmuşlardır. 1923- 1930 yılları arasında ikinci kez Horasan’da görev yapar. Ancak arzuladığı huzur ortamını bulamayınca tekrar köyüne döner. 1940- 1945 yılları arasında Şekerli köyünde ikamet ederek, irşat görevini burada yürütür. Bundan sonra tekrar Keğani’ye dönmüş ve vefatına kadar ömrünü burada geçirmiştir.
1947’de hac maksadıyla Hicaza gider. Gemi ile yaptığı bu yolculuk aylarca sürer. Aşığı olduğu makamları doyasıya ziyaret eder. Memlekete dönerken Narman halkı ve talebeleri yollara dökülür. Kalabalık bir toplulukla Erzurum’dan Keğani köyüne kadar gelir. Oldukça yaşlı olan Hafızi müslümanların dini müşkillerini çözmekte ve bu sebeple sohbetlerle, ilmi mütaalalarla vakit geçirmektedir. Müftü olması için ısrarlı teklifler yapılırsa da kabul etmez. Nihayet bir kış günü düğün vesilesiyle gittiği Narman’ın Koçkaya köyünde rahatsızlanır. Hafızi’yi köyüne getirirler. Cenazesi köyünde defnedilir. Vefatında iki bini aşkın talebesi toplanmış ve talebeleri son görevlerini yerine getirmişlerdir. Hafız Hoca yerine kimseyi halife bırakmaz
Daha sonra oğlu Vehbi Hoca kabrinin üzerine bir türbe yaptırır.
Kaynak ;Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma

