Erzurum – Karaçoban – Çokreş (Erenler ) köyü
Mollakent’li büyük üstad Abdurrahman Efendi’nin en küçük oğlu, annesi herkesin büyükanne olarak gördüğü Safiye Hanımdır. Rüyasında gördüğü ışık saçan ve parlayan taşlardan üçüncüsü şerefine erişmiş, büyük insan 1853 yılında Mollakent’te dünyaya gelmiştir. İlk. tahsiline babasının medresesinde başlamış, babasının vefatından sonra ağabeyi Şeyh İbrahim Çokreşi Efendi’nin rahleyi tedrisatında yetişmiştir.
Çokreşiye (Erenler) yerleştiği için Şeyh Esad el Çokreşi denilmiştir. Medrese tahsili, ağabeyi Şeyh İbrahim Efendi’nin vefatından sonra Molla Şeyh Fethullah-i Verkanisi hazretlerinin yanında eğitimini tamamlamıştır. Bütün ilimlerde müderrislik icazetini de Norşin’li Hazret Ziyaeettin Efendi’den almıştır.
Tasavvuf ilmini ağabeyisi Şeyh Molla Halil Çokreşi Efendi‘nin yanında tamamlamış ve onun halifesi olmuştur. Esad Efendi kendi yolunda tek halife yetiştirmiştir. O da Çokreşli Şeyh Yusuf Efendi’dir. Esad Efendi yörenin en büyük alimlerindendir. İlminin büyüklüğüne ve büyük alim olduğuna dair birçok vakalardan 2 tanesini zikr etmekle yetinelim.
– Talebesi Beyrolu Seyda Molla Abdulhalikin anlattığına göre yanında, yani medresesinde okurken beraberce Norşin ziyaretine gitmişler. Biz diyor Norşine vardığımızda ziyaretten önce abdest almak istedi Şeyh Fethullah hazretleri çağırdı önce buraya gelsin, sonra abdest alsın. Acaba niye acele ediyor dedik. Beraber medreseye girdik hocama Molla Esad önce bu kitaptaki meseleyi bize açıkla sonra git abdest al öyle görüşelim. Üstat kolları sıvalı olduğu halde kitabın üzerine eğildi dü- şünmeden çözdü. Helal olsun Molla Esad git abdestini al gel dedi. Talebelerine döndü büyük üstat dedi ki bu mutevvel kitabını ona ders verdiğim halde müşkülatının çoğunu onunla haletmişim, büyük alimdir.
– Gavs-ı Azamın torunlarından Seyyid Şeyh Sahabettin Çokreşi‘ye yakın Murya Köyü’ne geliyor. Orda birkaç gün konaklıyor, beraberinde yörenin büyük alimleri ve Üstat Bediüzzaman Sait Nursi Hazretleri de beraberindeymiş. Seyda Molla Abdulhalık anlatıyor; üstadımız Şeyh Sahabettin Hazretlerini görmeye gidelim dedi. Talebesi olduğum halde beraber gittik. Şeyh Sahabettin ve beraberindekiler çadır kurmuşlar. Çadırın içerisine gireceğimiz, zaman, çadırdan bir zat çıktı ve üstadımızın önünü kesti. Çokreşili Seyda Molla Es’ad sen misin? dedi. O da evet dedi. Elinde kitap olan şahıs “Bizim bir konuda müşkülümüz var onu hallet öyle şeyhi ziyaret et.” Hocam kitaba bakar bakmaz hemen açıkladı. Açıkladığında Üstat Bediüzzaman; “Elhamdullillah benim sözüm doğru çıktı. Bütün alem toplansa ben bu sözümden vazgeçmem, çünkü senin gibi meşhur bir filimin tasdikini aldım.” Meğer ki; o mesele üzerine oradaki bütün alimler bir olmuş Bediüzaman bir olmuş Molla Es’ad gelirse onu hakem tayin ederiz demişler. Seyda Molla Es’ad Bediüzzaman’la aynı şeyi söyleyince, Bediüzaman çok sevindi. Oradan Seyyid Şeyh Sahabettin Hazretlerinin ziyaretine gittik. Mecliste o mesele tekrar anlatıldı herkes tarafından kabul edildi.
– Seyda Şeyh Es’ad irşattan dönerken talebeleriyle beraber Çokreşi’ye yakın olan Şakır köyünde Palo’lu büyük alim Şeyh Hasan Efendi’ nin, orada misafir olduğunu duyuyor. Talebelerine “Şakır köyünde inip Şeyh Hasan Efendi’yi ziyaret edelim öyle geçelim” diyor. Merhabadan sonra Şeyh Hasan Efendi, Seyda Şeyh Es’ad Efendi’ye Kadı Beyzavi tefsirinden bir yer gösteriyor. Bunu bize tefsir et diyor. Gerçek manasını verdiği halde Şeyh Hasan Efendi olmadı diyor. Şeyh Es’ad sukut ediyor.
Orada Şeyh Hasan Efendi “Molla Es’ad senin gibi büyük bir alim neden dervişliği, tasavvufu tercih etti.” Cevaben “Bu mesleği tatmayan anlamaz tadını, tadını alanda ruhi ile satın alır” Der. Oradan hatır ister yola koyulurlar. Yolda talebeleri; “Kurban o yerin manası senin dediğin gi- biydi niye sukut ettiniz?” Buyurmuş ki o esnada nefsi emarem başını kal- dırdı hak senin elindedir. Söyle ben orada nefsimi kırmak için sukut ettim. İşte mahfiyet makamına eriştiğine en büyük delil budur.
Seyda Şeyh Es’ad Hazretleri 1902 yılında 49 yaşındayken Hacca gitmek hazırlığındadır. Çevreden helallik almak ister. Yakın köydeki kayınpederini ziyarete gider, dönerken attan düşerek ayağını kırar. O hastalıktan kalkamaz, Çokreşi’de vefat eder. Bu kaza sebebiyle vefatından dolayı Haremeyn şehidi denilmiştir. Kabri Çokeşi’de (Erenler) ziyaret edilmektedir.
Mezar kitabesinde:
Şeyh Es’ad el-Faruki el-Çokreşi:
el-Fatiha, kabruşehidi’l-Haremeyn, el-Mürşidi’ş-Şefik, el-Alim et-Takiyy,
eş-Şeyh Es’ad el-Faruki el-Çokreşı. (Rumi: 1318-1975)
Kabri nur makamı cennet olsun.
Kaynak ; Erzurum’un Kandilleri , Abdurrahman Türk , Arı sanat yayınları





