Erzurum – Pasinler – Epsemce Köyü
Mahmud Vehbi Efe Hazretleri (1870-1945) Altınbaşak (Kındığı) köyünde dünyaya gelir. Hüseyin Efendi’nin dördüncü oğludur. İlk derslerini babası Hâce Hüseyin Efendi’den alır. Hâce Hüseyin Efe o zamanlar Kındığı imamıdır. 1891 yılında babası ve ağabeyiyle birlikte Bitlis’e gider. Devrin büyük mürşidi Muhammet Küfrevi Hazretlerine intisap eder. Ondan hilafet icazetini alır. Anlatılır ki, Piri Küfrevi Hazretleri Hüseyin Efendi’ye, “Vehbi senin, Muhammet Lütfi’yi bana bırak” der. Hace Hüseyin Efendi Mahmut Vehbi Efendiyle Erzurum’a döner. Sırayla Epsemce ve Söğütlü köylerinde imamlık yapar. 1944 yılında dostları Tayyar Baba, Faruk Efendi, Hacı Salih Efendi ve Arslan Babalarla birlikte Hasankale’de hapis yatarlar.
Köy köy gezen sohbet ehli irşada memur, bir mürşidi kâmildir. Gezdiği yörelerin yollarını taşlardan temizler. Gittiği köylerin sularıyla uğraşmış, halkın sıkıntısını gidermeye çalışmıştır. Misafir olduğu yerlerde çeşme, banyo ve benzeri imkânların bulunmasına özen gösterir, eğer yoksa bunları kendisi yapmaya çalışır. Hasankale civarındaki köylerde görülen birçok hayır eserinin Vehbi Efendi Hazretleri’ne ait olduğu nakledilir.
Himmet ve tasarruf ehlidir. Cömerttirt, fakir ve fukaraya düşkündür, şefkat ve merhamet ehlidir. Gösterişi sevmeyen Vehbi Efendi, kabir taşlarının şatafatlı olmasından hoşlanmaz, “Kabrin dışını değil içini süsleyin.”, der.
İbrahim Hakkı Hazretleri’nin annesinin dedesi Sadat-ı Kiram’dan Pasinli Mahmud veya Derviş Mahmud diye de bilinen Şeyhoğlu Dede Mahmud Hazretleri’ni rüyada görüp kabrinin bulunduğu yeri Vehbi Efendi Hazretlerinin keşfetmiş olduğu nakledilir. Kındığı (Altunbaşak) köyünden yanına aldığı bazı kimselerle kabrin bulunduğu yerde kazı yaparak Hazret’in çürümemiş cesedini bulur ve oraya türbe yaptırır. Türbesini bizzat yenileyip düzene koyan Vehbi Efendi Hazretleri’dir.
Anlatılır ki, Pasinler’in bir köyünde, ziyaretine gelen kalabalık bir cemaate sohbet etmektedir. O esnada köy köy dolaşıp tütün satan, sabah akşam içip hemen hemen hiç ayık gezmeyen bir şahıs bu köye gelir. Köyde kimseyi göremeyince rast geldiği birine köylülerin nerede olduklarını sorar. Onların Vehbi Efendi Hazretleri’nin huzurunda sohbette bulunduklarını öğrenir ve, “Ben de şu Allah adamını bir gidip göreyim.” der ve Vehbi Efendi’nin sohbet buyurdukları haneye gider. Kapıda bulunanlar onu içeri almak istemezler fakat o kendisine mani olmak isteyenlere aldırmadan huzura girip Vehbi Efendi’nin yanına oturur. Sarhoş olduğu her halinden bellidir. Vehbi Efendi merhaba eder gönlünü alacak sözler söyler ona. Tütüncü arada bir yüksek sesle, “Hey Allah’ın adamı ben sana kurban olayım” deyip nara atmakta ve sohbeti kesmektedir. Arada böyle sohbet kesildikçe cemaat huzursuz olur. Sonunda Vehbi Efendi de sohbeti kesmek zorunda kalır. Mecliste bir sessizlik olur. Tütün satıcısı az sonra ayağa kalkar, şöyle bir etrafa bakındıktan sonra dışarı çıkar. Huzurda bulunan cemaatin ekserisi tütüncüye hor bakmışlar; onu o meclise layık görmemişlerdir. Kimi söylenerek kimi de el ve baş hareketleriyle tepkilerini, öfkelerini belli ederler. Bunu gören Vehbi Efendi Hazretleri cemaate hitaben: “Bre âdemler! Nedir bu haliniz, tavrınız; niçin horladınız bu zavallıyı? 0 midesine indirdiği bir haramla sarhoş olmuş. Eğer her haram sarhoş etseydi acaba içimizde hangimiz ayık olabilecektik?”
Mey gibi her bir haramın sekri olsaydı eğer
Ol zaman ma’lum olurdu mest kim huşyar kim
İçeride bu sohbetler devam ederken tütüncü dışarıya çıktıktan sonra ev sahibinden gusül abdesti almak için su ister. Güzelce guslettikten sonra içeri girer ve Vehbi Efendi Hazretleri’nin ellerine ayaklarına sarılır ağlar, ağlar, ağlar… 0 tütüncü artık tevbekâr olup Vehbi Efendi Hazretleri’nin muhabbet ve kardeşlik halkasına katılmıştır.
Vehbi Efendi’nin huzûruna gelip arkadaşına küstüğünü şikâyet yollu anlatan müridine cevabı çok manidardır: “Oğul niçin umdun ki küstün. Umma ki küsmeyesin.”
Epsemce köyü haziresinde Mahmut Vehbi Efendi ve oğulları
Hasbi ve Seyyid Efendi’nin kabirleri bulunur.Vehbi Efendi’nin mezar taşındaki nazım Ağabeyisi Alvarlı Lütfü Efendi’ye ait olup sadece dört kıtası işlenmiştir.
Hamdü lillah fazl-ı ekber ehl-i iman olduğum Ümmet-i Muhammed’im tabi-i Kur’an olduğum Han-gâh-ı Hazret-i Mennan’e mihmanım bugün Şüphe yoktur müstehakk-ı rahm-i Rahman olduğum Kasret-i zenbim beni mahcüp edip bevvabdan Ümmidim rahm-i Rahim hak ile yeksan olduğum Ehl-i iman hizmetinde terk-i can etdimse de
Kabul ede dergehinde kulu kurban olduğum
Huzur-ı Hak rüz-i ceza halim n’la
Kerem-i Kerim’e kaldı afve şayan olduğum
Zairan-ı kabrimi afv eyleye Bari Huda
Fatiha ihdasına muhtac-ı ihvan olduğum
Ganiyyün Kerimün lehü tarihim
Bu beşarettir bize nail-i gufran olduğum
Vehbi Hace nami ile abd-i aciz bendeyim
Rahm ede ruhuma Mevla tenden uryan olduğum
Kaynak ;Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma



