Ebu’l Leys Hazretleri

Ebu’l Leys Hazretleri’nin ziyaretgahı eskiden bugünkü Tebrizkapı Polis Karakolunun yerinde idi. Eski Tophane Oteli bahçesi yanında Ebu Güneş Hazretlerinin kabri de mevcuttu. Bu zatın halk arasında, “devrinin İslam büyüklerinden biri olduğu”, ifade edilir. Kabri şerifi 1958 yılında şehir içi düzenlemesinden dolayı Asri Mezarlığa nakil edilir.
Ebu Güneş Hazretleri’nin kabri eskiden Lala Paşa Camii meydanlığındaymış. Şehir planlamasından dolayı çıkarılıp Ebu- Leys hazretlerinin yanına nakil edilir ve aynı gerekçe ile de her iki kabir 1958 yılında Asri Mezarlığa kaldırılır.
Çoban Dede
Çoban Dede adıyla anılan ziyaretgah yeri Ovacık bucağının merkezi sayılan Üçkilise köyü sınırları içerisinde Sekizveren Tepesi üstündedir175. Moloz taşlarla yapılmış olan bu kabri yöre insanı manevi bir değer atfederek ziyaret eder.
Ebu Zülal Ziyareti
Ebu Zülal ziyareti merkez ilçeye bağlı Konaklı (Kevgüri) köyünde bulunmakta olup, çevre halkı ziyaret yerinde ermiş kişilerin yattığını söylerler176. Yaz aylarında akıl hastaları, çocuk sahibi olmak isteyenler ve çeşitli dilekleri olanlar tarafından ziyaret edildiği nakledilir.
Şehir merkezinde Kösemehmet Mahallesi (Köyü) sınırları içinde Kargapazarı dağlarının Palandöken dağlarına doğru uzandığı yerde, dağın batı yamacındaki köylülerin ‘Terek Kayalıklar’ adını verdiği alana suyolunu takiple çıkıldığında, vaktiyle kayalıkların sol yanında moloz taşlarla yapılmış bir mezar mevcut iken bu gün yerle bir edilmiş, izi bile kalmamış bir vaziyettedir. Günümüzde makam durumundadır. Buradaki yatırın Çoban Dede adında ermişlerden bir zata ait olduğu rivayet edilir.
Anlatılanlara göre, önceki zamanlarda çevrenin çobanlarından biri kurak geçen bir yaz gününde sürüsüne su bulamamış. Susuzluktan hayvanları meleşmeye başlayınca, dayanamayıp Allah’a su vermesi için, “Yarab şu hayvanlarım susuzluktan kırılmasın, bir su ver. Onları suvarayım, ardından beni taş kes.”, diye yalvarmış. Bir yüce duyguya kavuşarak ya Allah, ya Bismillah diyerek değneğini yere vurmuş. Vurduğu yerden işte bu su kaynamaya başlamış. Sürü suyunu içtikten sonra, çoban koyunları ile birlikte taş kesilmiş. Bu gün ziyaret edilen yerde bu çoban ve sürüsünün taşlaşmasından buradaki kayalıklar ortaya çıkmış. Değneğinin yere batırılışında, değneğinden kök salan buradaki ağaçlar türemiş, diye halk arasında hikaye edilmektedir.
Buradaki su ve ağaçlar yörede kutsal kabul edilerek, hasta olup da şifa bulmak isteyenler, bir dileği olanlar buraya gelip kurban kesmekte, namaz ve niyazlarda bulunmaktadırlar.
Umudum Baba ile Hasan Baba
Umudum Baba Erzurum’un kuzeyinde ovada şehire 16 km mesafede, Yakutiye ilçesine bağlı Umudum Mahallesi (köyü) camii içerisinde yatmaktadır. 1562 tarihli cami basit olup toprak bir yapıdır. Burasının eskiden Umudum Babanın tekkesi olduğu nakledilir. Sağ taraf boyunca on bir adet kabir mevcuttur. Minberin sağ yanındaki birinci mezarın Umudum Baba’ya, yanındakinin oğlu Halil Halveti’ye, üçüncü mezarın hanımına, diğer yedi mezarın mürit ve aile fertlerine, on birinci mezarın da Bağdatlı Hasan Baba adında bir zata ait olduğu anlatılır.
Hasan Baba, atlı olarak Bağdat’dan Umuduma misafir gelir. Namaz kılmak istediğini köylüye söyleyerek camiye girer. Köy sakinleri misafiri ağırlamak için beklemeye dururlar. Gecikmesi üzerine köylü camiye girdiğinde, misafirin ruhunu teslim etmiş olduğunu görürler. Köyün ileri gelenleri bir araya gelerek durumu değerlendirir. Misafirin atının üzerindeki heybesini açtıklarında, heybe içerisinde özel hazırlanmış kefeni, kendi el yazması vasiyetnamesiyle karşılaşırlar. Umudum Babanın müridi olduğunu, Bağdat’dan buraya gelerek Babanın yanında defin edilmesini istediği yazılıdır. Köylü bu vasiyeti yerine getirir ve şimdiki medfun olduğu yere defin ederler.
Menkıbeye göre, Erzurum’da yedi yıl kış ve kıtlığın olduğu, kimselerin kalmadığı bir dönemde Sultan IV. Murat Han (1612- 1640) doğu seferine geldiğinde bu yöredeki ıssızlığı görür ve koskoca ovada sadece iki ince soba dumanının çıktığını öğrenir. Oralarda yaşayanların olduğu kanaatiyle yola koyulup yanlarına varır. Biri Karaz köyünde zengin bir keşiş, diğeri de acaba kim ola düşüncesiyle, “umudum bir Müslüman’ın olması” diye mırıldanır. Vezirleri, Paşaları Padişaha orada alim bir dervişin var olduğunu haber aldık, der. Duman çıkan yere vardıklarında piri fani bir dervişle karşılaşırlar. Misafir olurlar. Umudum Baba misafirlerine buyur ettikten sonra, Allah ne vermişse yiyelim der. Padişah da “elbette baba diye karşılık verir. “Bu kış kıyamette taze salatalık ikram edecek değilsin ya”. İçinden geçen, “bu kişi ermiş ise kış günü bize taze salatalık ikram eder” olur. Bir süre sonra derviş yanlarına gelerek bostandan yeni koparılmış salatalıkları ikram eder. Padişah saygı ve muhabbetle davranarak, umudum yerini buldu, bundan sonra sizin adınız Umudum Baba olsun, der. O günden bu güne kadar yöre ve şahıs bu isimle anılmakta ve Umudum Baba’nın Arap ellerine kadar ününün yayılmış olduğu anlatılmaktadır. Umudum Babanın oğlu Halil Halveti’den dolayı buranın bir Halveti zaviyesi (tekkesi) olduğu anlaşılmaktadır.
Arap Baba Türbesi
Arap Baba türbesi, Erzincankapı semtinde bugünkü Dumlu İş Merkezi ve sinemanın yerinde bulunmaktaydı. 1960`lı yıllara kadar burada Saray Sineması ve altında dükkanlar bulunuyordu.
Dabak Baba Türbesi
Dabak Baba türbesi, Cumhuriyet Caddesinde Kızılay İş Merkezi`nin yerinde eskiden Karakullukçu Hamamı yakınında bulunmaktaydı. Birinci Dünya Savaşı`ndan önce Erzurum`daki Hristiyan azınlıklar tarafından dahi ziyaret olunduğu nakledilen türbe ve hamam, şehrin imar faaliyetleri sırasında ortadan kaldırılır.
Lal Baba
Lal Baba türbesinin yeri, “Nene Hatun evinin arkasına düşen Kınakına Sokağı’nın Gereksiz Sokağa açıldığı yerin girişinde sağ tarafta idi”, diye tarif edilmekteydi. Nakledilir ki, eskiden Lal Baba, konuşamayan, dilsiz çocukların getirilip ziyaret edildiği bir yermiş. 2007’de Yakutiye Belediyesi tarafından Erzurum’da bulunan ve halk tarafından ‘Lal Baba Türbesi’ olarak bilinen mezarlığın çevre düzenlemesi yapılır. Yeğenağa Mahallesindeki ziyarethanenin üzerini kapatan metruk yapıları yıkan belediye ekipleri, mezarlık ve çevresini aslına uygun olarak yeniden düzenler.
Şehir merkezine 21 km. mesafede bulunan Kümbet köyünde 14. yüzyıldan kalma anonim bir kümbet bulunmaktadır. Kümbet yakınında yer alan cami kitabesi şöyledir.
Erzurum Müftisi yenbu’i semahat ayn-ı cud
Melce’i erbab-ı daniş mesned-ara-yı fühul
Eyleyüp ihya bu cami’le bu Künbet karyesin
Men bena Ii’llah tebşirinden agah oldu ol
Geldi bir hatif dua gune dedi tarihini
Camiin Osman Efendi eyleye Yezdan kabul
Sene 1207
Ana Hatun Türbesi

Ane Hatun, Abaza Mehmet Paşa hadisesinde Osmanlı Devleti’ne yardımcı olan Mağrav Han’ın kızıdır. Babası Gürcü beyidir. Müslüman olduktan sonra Mehmet adını almıştır. Gürcü Mehmet Paşa, bir müddet Erzurum’da ikamet etmiştir. IV. Murat, kendisine Karaman Eyaleti Beylerbeyliği’ni vermiştir.
Ane Hatun bu aileden olup 1649 yılında Erzurum’da ölmüştür. Mu- rat Paşa Camii’nin batı tarafında dört sütun üzerine inşa edilmiş açık bir türbede metfun, diğer iki küçük mezar, aynı aileden oldukları söylenmektedir.
Türbe kitabesinde:
Ah kim bu kızı Morav Hanın
Gitti bir nadide i hüsn idi şe ha cennete arz ı Cemal ettikte
Reşkedüp hıdmetin itti hüra zumi der tarihi tiz öldü
Nazenim Ane Hanım sene H. 1059 – M. 1649
Bu kabir, Erzurumlu’larca rağbet gören, ziyaret edilen yerler arasındadır. Allah cümlesini aff-ı mağfiret eyle-
sin.
Kaynak ;Erzurum Evliyaları , Abdulhalim Durma
